Yılmaz Karakoyunlu
222 eser
Erbab-ı kelam lafzını mana ile söyler
Eski fotoğraflarda ince bellidir kadın
Eteğinde Ilgazın şanlı tarih türküsü (ÇANKIRI)
Ey güzel sendeki bu esrar nedir
Ey saki-i gül-çehre getir bademizi
Ey saki-i gül-çehre getir bademizi
Eyvah deme dostum güneş alçaldı diye
Gah akarken hüznü eyyam-ı hazanın Göksuda
Gel bir daha candan sevelim aldanalım gel
Gel bu sevda bahçesinden bir demet gül ver gönül
Gel bu sevda bahçesinden bir demet gül ver gönül
Gel şu üstü küllenmiş ateşe bir nefes ver
Gelincikler topladım yanağından dün gece
Giderken arkanda bir şeyler bırak
Gizli bir aşkın esiri oldum eyvah neyleyim
Gönlüm kuru yaprak gibi uçmakta sana
Gönlüm yine sensiz geçen akşamla hazindi
Gönlümde aşkından bir ses bile yok
Gönlümde sevdanın ateşi söndü
Gönlümü bir hazin hasret dağlıyor
Gönlümün sultanı sensin kalbimin fermanı sen
Gönlümüzden yüzlerce sevdalı gelip geçti
Gönlünde sevgi dolu heyecanlı tutkulu
Gönül telim titremiş kulak veren var mı ki
Göz nurlarının aktığı seller gibidir
Gözlerde o şehnaz bakışın busesi varmış
Gözlerin bir mavi derya darda kalmış gönlüme
Gözlerin bir mavi yazdı saçların sa sonbahar
Gözlerin yemyeşil saçların sarı
Gözlerinde o sitem hüzne eşti adeta
Gözlerinde yemyeşil ilkbaharın rengi var
Gümüş bir dumanla kapandı her yer
Güzel çiçek merhaba seni almaya geldim
Hangi sevda yaktı geçti söyle mahzun bağrını
Hasretinle bunca yıl gurbette yandım
Hasretle yanan bahçeme gel bağrımı yakma
Hasretleri yorgun gecemin son seherinde
Her aynada bir sır var içimdeki sır sensin
Her aynada bir sır yaşanırmış ne çıkar
Her dil seni sevda ile söyler avunur
Her dil seni sevda ile söyler avunur
Her kızıl gül sende aşktır bende yorgun bir hüzün
Her lahzada sevgin bana dünyaya bedel
Her semtiyle bir sihir sanki sırdır ISTANBUL
Her semtiyle bir sihir sanki sırdır İstanbul
Her tebessüm sende başlar sende sondur sevgilim
Hülyalı bir gece sahilde maziyi andık
Hüzzamda bahar yazda segah kışta nevasın